Bir kaç kitap hakkında kelam …
Blues
Perişan blog'u yazarı değerli dostum Aptülika ile karşılıksız
dostluğumuz dışında , bir de karşılıklı olan bir dostluğumuz daha var , o da “
kitap dostluğumuz” ... Geçen hafta ki Muzaffer İzgü ‘nün “ Zıkkımın Kökü” yazısının hemen sonrasında
kitabı kendisinden alıp okudum . "Ah" diyor insan gerçekten , okurken
her satırıAnadolu’nun yokluklar , zorluklar , imkansızlıklar içinde ki
yaşanmışlıklarından bir insanın nasıl büyük ve olağanüstü bir mücadele ile var
olduğunu gözler önüne seriyor . Aslında bu tür kitaplar içinde hep imkansız
gibi görünen büyük mücadelelerin izlerini sürebiliyor , her okuduğunuz satırda
buna şahitlik ediyor , hele bir de benzerlerinin içinden geliyor ya da size can
verenlerin benzer mücadeleleri ile örtüştürdüğünüzde bir başka duygu seline
kapılabiliyorsunuz . Muzeffer İzgü’de kitabında bana çok yakın , amaşimdilerde
bir yanda arka sokaklarda , varoşlarda ve Anadolunun unutulmuş bölgelerinde
halen yaşanırken , belki de bir çoklarına masal gibi gelecek bir gerçeği
anımsattı,
" ... Ah, ne güzeldir balonlar... Kırmızı, mavi, sarı, beyaz
renkleriyle dev akide şekerlerine benzerler. Ama başkentinin para olduğu bir
dünyada, bazıları akşama sofrada zıkkımın kökünü yememek için balonlar hep bir
çınar ağacının tepesinde beklerler. Para, bugün de aç yatmamak içindir. Yamalı
çulaki bir pantolon, tahtadan yapılmış bir nalın, yazabilmek için ucuna kargı
geçirilmiş küçük bir kalem, kömür tozları ve bir kaşık bulgur pilavı bir
çocuğun hayat mücadelesinin yegane yoldaşlarıdır..."
Bu kitap için teşekkürler Aptülika Dostum …
Gelelim bizim kitaba ,
Gılgamış Destanını sanırım herkes duymuştur ya Ayla
Kutlu’nun “Kadın Destanı” nı okudunuz mu ?
İmkansız mücadelelerden birini de sahafların tozlu raflarından, Bilgi
Yayınevinden 1994 yılı baskılı Ayla Kutlu’nun Kadın Destanı isimli kitabında
buldum . Kapak arkasında yazarın kendisinin de ifade ettiği gibi "taraflı
bir kitap" bu . Kadının tarafını tutan , kadının tarihi geçmişinden gelen
ezilmişliğinin , itilmişliğinin , baskının, zulmün hikayesini ve binlerce yıl
öncesinden gelen başkaldırısını manzum bir dille destanlaştıran ...
Destanın baş kahramanı Liyotani , şanlı ve efsane kral Gılgamış’ın
ünlü Uruk şehrinin ünlü tapınağının baş rahibesinin yardımcı-köle-lerinden
biridir . Henüz 11 yaşında , sarayın soylularına sunulup yosma yapılan , görevi
bu olana , çocuk olmadan kadın yapılandır . Sarayla tapınağın entrika ve çirkin
çekişmelerinin sonunda Başrahibenin , Gılgamış’dan kurtulmak için Tanrılarla
anlaşıp vahşi Enkidu’yu (Kır Boğası anlamına gelir ) yaratıp
Gılgamış’ı öldürmek için onu Uruk’a çekme görevi içinde , kadınsı misyonun tüm
unsurlarını Enkidu üzerinde göstermek için seçilende Liyotani olur … Liyotani
nin yolculuğu –destanı- da işe böyle başlar … Enkidu’nun vahşiliğini dişiğinin
cazibesi ile yok eder Onu şehre getirir. Enkidu ve Gılgamış ile Huavava ‘yı yok
etmek için sonu olmayan büyük maceraya eşlik eder ( Detaylar için Bkz :
Gılgamış Destanı )… Enkidu’nun ölümünü , Gılgamış’ın ölümsüzlüğü bulma
yolculuğunu , Ondan bir çocuk ( bir mahluk ) doğurmasını , Uruk şehrinin veba
ile yok olmaya yüz tutuşunu , kralın ölümünü görür … Sonunda bir gün Uruk artık
tamamen yok olmak üzeriyken , şehrin ana kapısında bembeyaz elbiseleri içinde
bir kadın belirir , karanlık ve kabusun çöktüğü ölümün kol gezdiği şehre
girdiğinde herkes ona “ Nippukir” der yani Beyaz Kuğu , onu beyaz
bir umudun temsilcisi olarak başrahibe seçerler … Ve bir zamanların yosması
Liyotani , başrahibe Nippukir olarak , bilinen ilk destanının arka kapısında
yaşanan pisliklerini döker tabletlerine son günlerinde …
"Yenilmemek ve unutulmamak için ölmem gerekiyor.
Gerçekleri yarınlara ancak bu yolla iletebilirim.
Bunu yapıyorum.
Yürümekten başka hiçbirşey bilmeyen tarihin bir molasında kadınlara
ulaşmayı umuyorum.
Onların beni anlayabilecekleri molaya kadar beklemesini bilirim.
Kaç bin yıl olursa olsun... Beni anlayacak olanlar; kadınlar!...
Ey yazar, anlat onlara.
Onlara kadınların diliyle anlat."
Liyotani - Nippukir
Mitolojinin belki de ilk ve en büyük destanın arka sokaklarında dolanmak ve
olayları bir de kadın bakış açısı ile okumak isterseniz , hem mitolojiye hem
edebiyata meraklıysanız okumanızı sanırım kazancınız olacaktır .
Ayla Kutlu , kitabı gerçek bir destan şeklinde kaleme almış , her satırda
kurgu bir roman değil , gerçek bir destan okuyor hissine kapıldığımı hissettim
gerçekten . Bu kitabı okumaya meraklanırsanız , bence doğru anlamak ve
algılamak için yani olay kurgusunu ve gelişimini anlamak adına önce mutlaka Gılgamış Destanını bir okumanızı öneririm .
Bunun içinde bir başka büyük insan, büyük kadın , Muazzez İlmiye Çığ’ın kitabınıöneririm .
Sonrasına her ne kadar bir kurgu kitap olsa da , kadının gözünden okuyacağınız
bu destan size Gılgamış destanının da erkek gözüyle kurgulanmış olacağının
aslında bir kanıtını sunmuş olacak kanaatimce …
Siduri bunun üzerine, "Ah Gilgames! Ele geçirmene imkân olmayan ölümsüzlügü
bulmak için bu kadar sikintiya girmek ha! Yazik olmus sana! Tanrilar daha
insanlari yarattigi zaman ölümü de onlara vermis. Yalniz insanlara mi? Her
varligin bir olusumu bir de yok olusu var. Sen bilgin bir adamsin, bunlari
bilmen gerek. Ey Gilgames! Bulamayacagin ölümsüzlügü aramak için kaybettigin
zamana yazik olmus. Sana verilen bu yasamin tadini çikarmaya bak! Gece gündüz
keyiflen. Her gününü üzüntüyle degil, sevinçli geçirmeye çalis. Ye, iç, çal,
söyle, dans et, yikan, temizlen, güzel giysiler giy. Küçüklerin ellerinden
tutarak, karini gögsüne bastirarak yasamina yasam kat. Bu iste insanligin
kaderi" dedi. (GılgamışDestanı Kitabından )
Tozlu raflar arasında çıkıp bana Liyotani ile kendini tanıtmış olan Ayla
Kutlu’ya saygı ve hürmetlerimi sunuyorum… Asıl ilgimi çekenin ve bu kitapta
sevdiğim şeyin destansı dil ve harika kurgu olduğunun da altını çizerek …
Aylak Adam
2015 Haziran başı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder